Satın Aldığımız Bir Bardak Kahvenin Ardında Yatan Gerçekler

Son on yılın belki de en hızlı yükselen trendlerinden biri olan hızlı kahve tüketimi kültürü hepimizin hayatında yer etmiş durumda. Dünyada çok daha uzun süredir artış gösteren hızlı kahve tüketimi Türkiye’de de hızla yer etti. Karton bardaklarda satın aldığımız, işe giderken, parkta dinlenirken, metroda seyahat ederken oradan oraya koşuştururken dahi elimizden eksik etmediğimiz kahvelerin ardında üretim sürecindeki sömürüden çevre sorunlarına kadar pek çok gizem yatıyor aslında. Siz de kahvesiz yapamayanlardansanız, gelin bir bardak kahvenin gerçek değerinin ne olduğunu birlikte görelim. 

Kahvenin Meyveden Bardağa Yolculuğu

Kahve o kadar kolay erişilebilir hale geldi ki pek çoğumuz kahvenin üretim sürecinin ne tür aşamalardan oluştuğunu, kahvenin nasıl üretildiğini, elimizdeki bardağa ulaşana dek nasıl bir yolculuktan geçtiğini bilmiyoruz. Kahveyi o koyu ve sıcak rengiyle biliyoruz ama kahve bitkisi aslında kirazı andıran kırmızı bir meyve veriyor. Bu meyve kahve üreticileri tarafından toplanıyor, büyük aracılar ve dev şirketler bu meyveleri üreticilerden çok cüzi miktarlara satın alıyorlar. Aldıkları kahve meyveleri işlenmek ve kurutulmak üzere yola çıkıyor. İşlenme süreci tamamlanan kahveler başka ülkelere ithal edilmek üzere tüccarlara veriliyor, kahve çekirdeklerini ithal eden ithalatçılar, bu kahve çekirdeklerini kendi ülkelerinde kahveyi kavuracak fırınlara satıyor. Burada yeşil kahve çekirdekleri o aşina olduğumuz kahverengi, kavrulmuş kahve çekirdeklerinin halini alıyor. Kavrulan kahve çekirdekleri paketleniyor, etiketleniyor ve nihayet kahve çekirdeği satan toptancılara, kafelere, küresel kahve zincirlerine diğer nihai satıcı ve kullanıcılarının eline geçiyor. Bu süreçte kahvenin öğütülerek perakende satışa sunulması da son adımlardan biri oluyor.

Kahve Üretimine Dair Sorunlar ve Sömürü

Yani özetle, kahvenin meyveden bardağa yolculuğundaki bu adımlar, üretim sürecinde ne kadar çok aktörün bulunduğunu gözler önüne seriyor. Bu da, satılan kahveden elde edilen gelirin kahve üreticisine ulaşana kadar ufalıp gittiği anlamına geliyor. Dünya genelindeki kahve üreticilerinin çoğu %46-59’luk bir zararla çalışıyorlar ve satılan bir bardak kahvenin ancak %1’inden daha az bir kısmı kahve üreticilerinin ve kahve çiftçilerinin cebine ulaşabiliyor. Bu da kahvenin üretim sürecinde ne yazık ki çok büyük bir sömürü olduğu anlamına geliyor.

Üstelik kahve dünya genelinde hunharca kullanılan ve çok kolay erişilebilen bir ürün olduğu için kahve talebi artmaya devam ediyor, kahve fiyatları da düşmeye devam ediyor. Bu konuda yapılan araştırmalara göre kahve fiyatları 1990’lardan bu yana üçte iki oranında düşmüş. Yıldan yıla düşüş oranları da hızla artmaya devam ediyor.

Değişen Kahve Tüketimi Kültürü ve Yeni Nesil Kafeler

Kahvenin üretim sürecindeki sorunlar ve sömürü sistemi, tükettiğimiz bir bardak kahvenin gerçek değerini belirleyen tek faktör değil elbette. Özellikle son on yılda küresel olarak kökünden değişen bir kahve tüketimi söz konusu. Her gün bir sokağın köşe başında yeni bir kahveci açılıyor. Üstelik bu yeni nesil kahvelerde bardak başına verdiğimiz paralar da öyle az buz paralar değil. Ama aslında kahve tüketimimizin değişimi yeni nesil kahvecilerle değil, “fast food” kahve zincirleriyle başladı. Kahveye daha fazla para verme alışkanlığını ilk kez bu tür kahve zincirlerinde edindik. Yeni nesil kahvecilerde daha yavaş bir kahve tüketimi benimsense de bir bardak kahveye verdiğimiz ya da vermeye razı olmamız gereken para orada da çok yüksek. Kahvenin çeşidine, içinde kullanılan ilave malzemelere göre bu rakamlar arttıkça artabiliyor.

Kahve üreticilerinin kazandığı para küçülmeye devam ederken bizim bir bardak kahveye ödediğimiz para artmaya devam ediyor. Ama bu demek değil ki kahve zincirleri ve kafeler o bir bardak kahveye verdiğimiz paranın hepsini cebine indiriyor. Sofistike kahve tüketimi popülerleştikçe becerikli ve işinin ustası baristalara talep artıyor, bu tür kahve mekanlarının dekorları bir hayli pahalı oluyor. Yani, kira, çalışanlar, faturalar, kahve vb. malzemelerin masrafları derken kafe sahibinin eline de bardak başında %10’dan daha fazla bir kâr düşmüyor.

Kültürel Bir Fenomen Haline Gelmiş Kâğıt Bardaklar

Hızlı kahve tüketim kültürüyle birlikte hayatımıza giren kâğıt bardaklar başlı başına bir kültürel fenomene dönüşmüş durumda. Kafenin içinde bir masada bile otursak kahvemizi kâğıt bardaktan içmeyi öğrendik. Hayatımızın tüm acelelerine kahveyi sokmayı öğrendik ama kahveyi soktuğumuz kadar kâğıt bardağı, o kâğıt bardağın üzerindeki markayı da soktuk. Bu kahve ve statü kavramları arasında ilginç bir ilişki olduğunu gösteriyor elbette ama ciddi bir çevre sorunu da teşkil ediyor aynı zamanda. Kâğıt bardakların çoğu geri dönüştürülemiyor. Dolayısıyla dünya genelinde kendi kahve termosunu ya da kahve bardağını taşıyanların sayısı arttı. Türkiye’de de bu alışkanlığın benimsenmesi için #KahvemTermosta diye bir girişim başladı. İnsanlara termos taşıma alışkanlığını benimsetmeyi, kafelerin de termosuyla gelen müşterilere kolaylık sağlamalarını amaçlıyor bu girişim.

Kahve sektörü halihazırda sömürüye çok açık bir sektör ne yazık ki. Tükettiğimiz o bir bardak kahvenin üreticiye, tedarik zincirindeki insanlara ve gezegenimize etkisini minimum seviyeye indirmek için yapabileceğimiz pek çok şey var. Tükettiğimiz kahve markalarını şeffaflığa davet edebilir, sık sık gittiğimiz kafelerle bu konuda açık bir diyalog başlatabiliriz. Ama en önemlisi de kendi kahve termosumuzu ya da bardağımızı taşıyabiliriz. Her sabah işe giderken kahve alıyorsak, o kahveyi kendi evimizde yapıp yanımızda taşımayı da düşünebiliriz.

Kahve alışverişlerini indirim kodu kullanarak Tchibo online mağazasından ya da Trendyol'un market butiklerinden satın alabileceğini unutma.

YORUMLAR - 2 değerlendirme

Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
İclal4 ay önce
İki yıldır bardak termosumu yanımda taşıyorum ben. Oturup lütfen biraz o aldığınız kağıt bardakların çevreye verdiği zararın üzerine kafa yorun. Dünyayı tek başınıza değiştiremezsiniz ama inanın kendi alışkanlıklarınızda yapabileceğiniz ufacık şeylerle etkiniz çok büyük bir mana taşır. Starbucks'a gitmeyin demiyorum ama en azından ne bileyim termosunuzu götürün.
Eylül4 ay önce
Seneler önce "Black Gold " yani siyah altın isimli yürek burkan belgeseli izlediktedikten sonra içtiğim her kahve yudumunun tadı bambaşka oldu. İçtiğiniz şeyde inanın büyük bir emek var. Evet çok kolay şekilde erişiyoruz ama bu onu değersiz kılmamalı.

İLGİLİ MAKALELER

İNDİRİM KATALOGLARI