Seçenek Bolluğu Alışveriş Yaparken Bizi Strese Sokuyor

Ürün çeşitliliğinin müthiş seviyelere ulaştığı günümüzde en küçük kararı verirken bile onlarca hatta bazen yüzlerce seçeneği elemek zorunda kalıyoruz. En basitinden, Starbucks’a kahve almaya gittiğinizde o kadar fazla seçenekle karşılaşıyorsunuz ki istediğiniz kahveyi seçebilmek ve siparişinizi tek bir cümleyle verebilmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Bir de cep telefonu, televizyon gibi daha pahalı ürünleri satın alırken yaşadığınız karar verme sürecini bir düşünün. Yanlış kararı verip sonra pişman olmak, en iyi telefonu satın alamamak, en iyi telefonu en uygun fiyata satın alamamak gibi pek çok kaygıyla boğuşarak bir karar vermek zorundasınız. Zor, değil mi?

Çağımızın en büyük sorunlarından biri bu işte, seçenek bolluğu. Reçelden cep telefonuna, televizyondan kot pantolona kadar binlerce ürün kategorisinde sonsuz çeşitle karşılaşıyoruz. Eskiden insanların ne kadar fazla seçeneği olursa o kadar mutlu olacaklarına inanılırdı. Çünkü seçenek bolluğuna sahip olmak özgürlük demekti, özgür olmak da insanı mutlak mutluluğa götürüyordu. Ancak Amerikalı psikiyatr Barry Schwartz’a göre bunun tam tersi geçerli. Önümüzde sonsuzluğa doğru uzanıp giden seçenekler bizi depresyona, mutsuzluğa, pişmanlığa ve kaygı bozukluklarına sürüklüyor. 

Çok Fazla Seçeneğe Sahip Olmak Bizi Nasıl Etkiliyor?

Yüzlerce seçenek arasından seçim yapmanın zor olduğu aşikâr. Ancak, bu zorluğun da ötesinde, seçenek bolluğunun psikolojimizi ve günlük yaşantımızı nasıl etkilediğini anlamamız gerekiyor ki kendimizi yıpratmadan doğru kararlar verebilelim. 

Barry Schwartz’ın "The Paradox of Choice" (Bolluk Paradoksu) kitabında söylediği gibi, eskiden bu kadar fazla seçenek yoktu, bir ürünü satın aldığınızda ya da bir karar verdiğinizde sorumluluk tamamen sizin olmuyordu. Yalnızca 2 çeşit kot pantolon varsa ve ikisi de size tam olmuyorsa bu sizin suçunuz değildi sonuçta. Mağazayı ve imalatçıyı suçlayarak kendinizi rahatlatabilirdiniz. Ancak yüzlerce farklı kot pantolonu seçeneğinin olduğu günümüzde bir mağazaya gidip kot pantolon satın aldığınızda size her türlü imkân ve seçenek sunulduğu için karar da sorumluluk da tamamen sizin oluyor. Yanlış bir ürün aldığınızda veya vücudunuza tam oturan bir ürün bulamadığınızda bütün sorumluluk sizin omuzlarınızda olduğu için böyle bir durumda kendinizi suçluyor, kötü hissediyorsunuz. “Daha iyi bir pantolon seçebilirdim,” düşüncesi peşinizi bırakmadığı için pişmanlık yaşıyorsunuz ve verdiğiniz karar aslında iyi bir karar olsa da sizi tatmin etmiyor. 

 

 

Alt tarafı bir kot pantolon, bu kadar büyütmeye ne gerek var?” diyor olabilirsiniz, ancak bu tür küçük-büyük pişmanlıkları günlük hayatımızın her adımında yaşıyoruz. Kot pantolondan tutun, satın aldığımız eve kadar çoğu kararımızda benzer duyguları yaşıyoruz. Sonuç olarak, günümüzde artan depresyon vakalarını, genel tatminsizliği ve mutsuzluğu göz önünde bulundurduğumuzda, seçenek bolluğunun bunda bir payı olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. Çünkü seçeneklerin fazlalığı aşırı yüksek standartlarımızın olmasına sebep oluyor, bu yüksek standartlara erişmek çoğunlukla mümkün olmadığı için bir türlü tam olarak tatmin olamıyoruz. 

Seçim Yapmanın Zorluğuyla Başa Çıkmayı Öğrenmelisin.

Sürekli olarak en iyi seçimi yapmanın baskısıyla yaşadığımızı ve bunun sonsuz bir stres kaynağı olduğunu düşündüğümüzde, daha iyi kararlar verirken kendimizi yıpratmamanın yollarını bulmamız gerekiyor. Alışveriş yaparken “En iyisini bulmalıyım!” gibi imkansızı isteyen ve sonunun hayal kırıklığıyla biteceği belli olan bir yolculuğa hiç çıkmamakta fayda var. Aldığınız ürünün ya da verdiğiniz kararların sizin için yeterli olduğunu kabul ederek işe başlayabilirsiniz. Bir gömleğe, kot pantolona, makarna sosuna ya da reçele asıl işlevinden daha fazla sorumluluk ya da beklenti yüklememeye gayret edin. 

Bunun dışında yapabileceğiniz en iyi şey kendinizi ve ihtiyaçlarınızı daha iyi tanımak olacaktır. Örneğin, bir cep telefonu satın alırken en iyi kamera, en yüksek hafıza, en kaliteli ekran gibi özelliklerin her birine sahip bir telefon satın almanız gerçekten gerekli mi? Sizin için yüksek çözünürlüklü kamera bir öncelik olabilir, ancak telefonunuzu onun dışında sadece sıradan şeyler için kullanacaksanız çok yüksek bir hafızaya ihtiyacınız var mı? Önceliklerinizi belirleyerek “Şu özellik de olmazsa çok şey kaçırırım!” anlayışından uzaklaşabilir ve beğendiğiniz ürünü satın aldıktan sonra “Keşke öbürünü alsaydım!” pişmanlığını minimuma indirebilirsiniz.

YORUMLAR - 2 değerlendirme

Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Mert2 ay önce
Eleştiri oklarını üzerime çekeceğim ama benim gözlemlerime göre daha çok kadınlar yaşıyor bu stresi. Erkekler biraz düz mantıkla ilerleyip detaylara kapılmadan hızlı karar verebiliyorlar. Kadınlarda bu algılama ve yorumlama süreci başka türlü ilerleyiyor sanki. Bu konuyu da ele alan bir yazı hazırlamanızı öneriyorum.
Onur3 ay önce
İşte tam da bu yüzden pantolon ya da ayakkabı filan alacaksam olabildiğince detaylı şekilde araştırma yapmak için vakit harcıyorum internette. Kafa karışıklığı yaşamamak adına önceliklerimi belirleyip bütçeme göre alabileceklerimi sıralıyorum. Ondan sonra da nasıl daha ucuza alabilirimin yollarını bulmaya çalışıyorum. Bana göre insanların yaşadığı sıkıntı aslında basit: Ne istedikleriyle neye ihtiyaç duydukları arasında bir bağ kuramıyorlar. Bu yüzden mağazalarda hep böyle kararsız şekilde dolanıp birkaç şey denedikten sonra beğenmiyorlar. Tüm bu süreç boyunca odaklandıkları için kendilerini yorgun hissediyorlar. Bu da seçememe stresini daha da perçinliyor. Minimalist yaşamayı öğrenmek tek kurtuluş yolu :)

İLGİLİ MAKALELER

İNDİRİM KATALOGLARI