Çocukları Unutmaya Bir Günlüğüne Ara Veriyoruz: 23 Nisan Kutlu Olsun!

Tam anlamıyla bir şenlik havası içinde geçen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, çocukların geleceğin yetişkinleri olduğunu anlatmayı amaçlar her şeyden önce. Günümüzde politikacıların makamlarını 23 Nisan’da birkaç saatliğine çocuklara devretmeleri, gazetecilere birkaç “komik” poz vermeleri hepimizin aşina olduğu görüntüler. Ancak bunlar çocuklardan ziyade yetişkinleri eğlendirmek için planlanmış gibi görünüyor. Halbuki çocukların ve gençlerin seslerine kulak verildiğinde ve yetişkinler çocukları ciddiye aldıklarında nasıl bir değişimin gerçekleşebileceğine, İsveçli Greta’nın tüm dünya çocuklarına seslenişi ve iklim değişikliği için çocukları greve çağırışı sayesinde hepimiz şahit olduk.

Bu tür örnekler, ihtiyacımız olanın âdet yerini bulsun diye çocukları yarım saat makam koltuğuna oturtmak değil, söyleyecek bir şeyi olan tüm çocukları dinlemek ve onlardan öğrenecek bir şeyler olduğunu kabul etmek olduğunu gösteriyor. Çoğumuzun ders kitaplarından hatırladığı anlamlı bir tarihi var 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 23 Nisan 1920’de açılması sebebiyle Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kutladığımız bu günün aynı zamanda çocuk bayramı olarak kutlanmasının ardında ise Himaye-i Etfal Cemiyeti’yle yani günümüzün Çocuk Esirgeme Kurumu’yla kesişen bir tarihçesi var. 23 Nisan günü, Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından uzun yıllar çocukların günü olarak kabul edilmiş ve insanlar bu günde kimsesiz çocuklar için bağış yapmaya teşvik edilmiştir.

23 Nisan 1924’te bu günün meclisin açılışını temsilen ulusal bayram olarak kutlanmasını isteyen Atatürk, 1929 yılında bu bayramı çocuklara armağan etmiş ve böylece 23 Nisan çocukların bayramı olmuştur. Hepimizin çocukluğunda 23 Nisan kutlamalarına katılmışlığı ve bu şenlik havasını tatmışlığı vardır muhakkak. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Bayramı yalnızca Türk çocuklarının değil tüm dünya çocuklarının bayramıdır. Her yıl 23 Nisan tarihinde dünyanın dört bir yanından çocuklar ülkemizi ziyaret ederler ve böylece kardeşlik ve barış duyguları pekişir.

 

 

Türkiye’de Çocuklar için Yürütülen Politikalar ve Eğitim Sistemi

Türkiye’de gördüğümüz bu samimiyetsiz yaklaşımın en büyük göstergesi ne yazık ki siyasete alet edilmiş eğitim sistemimiz. Her yıl değişen eğitim ve sınav sistemiyle gelecekleri büyük bir belirsizliğe dönüşen çocuklara ne kadar ciddi bir kötülük yapıldığını anlatmanın en etkili yolu dünya genelinde Türk eğitim sisteminin duruma bakmak olacaktır.

UNICEF’in (Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu) “Adaletsiz Bir Başlangıç: Varlıklı Ülkelerde Çocuk Eğitiminde Eşitsizlik” isimli raporunda ele alınan 41 ülke arasında Türkiye ne yazık ki son sırada yer alıyor. Okul öncesi eğitimde en adil ilk üç ülke sırasıyla Letonya, Fransa ve İzlanda olurken, Türkiye’nin son sırada yer alması çocuklara ve eğitime verdiğimiz değeri bir kez daha gözler önüne seriyor ne yazık ki. Yine aynı rapora göre, Türkiye her üç çocuktan biri anasınıfına gidemiyor.

Avrupa Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) tarafından, 15 yaşındaki öğrencilerin eğitim durumlarını ve imkanlarını karşılaştırmak için her 3 yılda bir yapılan PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) testine göre, Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alıyor. Bilim, Okuma ve Matematik dallarında yapılan karşılaştırma ve değerlendirmelere göre Türkiye’deki öğrenciler OECD ülkelerindeki yaşıtlarından çok daha gerideler. Her yıl şenlik havasıyla kutlanan bir çocuk bayramı olan, eğitim temelleri üzerine kurulmuş ülkemizde böylesine acı bir tabloyla karşılaşmak, çocukları savunmanın ve korumanın bayramla seyranla olmayacağını ortaya koyuyor ne yazık ki.

" Haydi Kızlar Okula " gibi projelerle eğitime katılım oranı arttırılmaya çalışılıyor, ancak bir yerden alıp bir yerden vermek, her yıl eğitim sistemini değiştirmek, kütüphanesiz okullarda öğrenci eğitmek, ülkenin dört bir köşesinde imkân eşitliği sağlayamamak ne yazık ki ülkemizin gerçekliği haline gelmiş durumda.

Çocuk Evliliği, Çocuk İşçiliği ve Mülteci Çocuklar

Konu çocuklar olduğunda Türkiye’nin kanayan yaralarından biri de çocuk işçiliği. Çocukların mevsimlik işçi olarak tarlalarda ya da fabrikalarda çalıştırıldığı, çoğu durumda eğitim haklarının ellerinden alındığı gerçeğiyle uzun yıllardır yüzleşiyoruz ve bu konuda devletin, sivil toplum örgütlerinin, UNICEF gibi uluslararası örgütlerin çalışmaları dur durak bilmeden devam ediyor. Ancak son yıllarda ülkemizdeki mülteci sayısının artmasıyla, Türkiye dünyada en büyük kayıtlı mülteci nüfusunun bulunduğu ülke oldu. Şu anda 4 milyondan fazla mülteciyi ağırlıyoruz ve bu mültecilerin 1,7 milyonundan fazlası çocuklardan oluşuyor. Kayıtlı mültecilerin yanı sıra kayıtsız mültecilerin de İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerin sokaklarında hayata tutunmaya çalıştıklarını hesaba katarsak toplam mülteci sayısının da çocuk mülteci sayısının da kayıtlardan daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Birleşmiş Milletlerin yayımladığı son raporlar, mülteci çocukların hayatta kalabilmek için çalışmak zorunda kaldıklarını, fabrikalarda ağır işlerde çalıştırıldıklarını ortaya koyuyor.

Ülkemizde uzun yıllardır çeşitli kampanyalarla sona erdirilmeye çalışılan, ancak ne yazık ki bir türlü son veremediğimiz çocuk evliliği ise en iç acıtan konulardan biri. Temel eğitimin zorunlu olması, Haydi Kızlar Okula! Gibi sosyal sorumluluk projeleri sayesinde uzun yollar katedilse de bu sorunu kökünden çözebilmiş değiliz. Çocuk istismarı ve çocuk evlilikleri ülkemizin can yakıcı gerçekliklerinden biri olmaya devam ediyor ne yazık ki.

23 Nisan İndirimleri ve Toplumumuzun Çocuk Bayramı Anlayışı 

Ülkemizde 23 Nisan’ın önemli bir yere sahip olduğunu biliyoruz. Her yıl okullarda, şehir meydanlarında, stadyumlarda süslerle, balonlarla dolu kutlamalara şahit oluyoruz. Sanki çocuk işçiliği, çocuk evliliği diye bir gerçeklik yokmuş, eğitim sistemimiz çocuklarımızın geleceğini karartmıyormuş gibi, çocuklarımızın eline birer balon tutuşturup mutlu olmalarını ve eğlenmelerini bekliyor, kendimizi tüm gerçeklikten soyutluyoruz.

Sosyal medyada çocuklarımızın fotoğraflarını paylaşıyor, bayramlarını kutluyoruz. O da yetmiyor, bu fırsatı kendi çocukluk fotoğraflarımızı paylaşmak, geçmişi yad etmek için kullanıyoruz. Mağazaların envaı çeşit 23 Nisan indirimine kapılıp, çocuklarımızı yeni kıyafetlere, oyuncaklara, hediyelere boğuyoruz. Bir çocuk için en güzel hediyenin kitaplar olduğunu, koca bir dünyanın kitaplarda saklı olduğunu unutuyoruz.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın tarihini hatırlamakta fayda var: 23 Nisan, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kimsesiz çocuklar için başlattığı bir gündür. İnsanları çocukları şekerlere, hediyelere boğmaya değil, çocukların hayatını güzelleştirmeye davet eden bir gündür. Biz yetişkinler de bunu unutmamalı ve her gün yapamıyorsak da en azından 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuk işçiliği, çocuk istismarı, eğitim sorunları gibi konularda bilinci arttırmak için uğraşmalıyız. Çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakmak için çabalamalıyız.

 


YORUMLAR - 4 değerlendirme

Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Aslı 4 yıl önce
Bu seneki kutlayamadık doyasıya ama en azından kimse işinin gücünün peşinden koşturmadığı için sanki bana göre böyle daha coşkulu oldu. Öyle değil mi?
Deniz5 yıl önce
bu devlete verdiğimiz vergileri ne idüğü belirsiz vakıflara pekkeş çekmek yerine "kitapsız okul kalmasın" gibi ülke genelini kapsayacak şekilde bir eğitim seferberliği yapsalardı şimdi bu durumda olmazdık. Bir çocuğun en önemli haklarından birisi eğitimdir. Bunu sağlayamıyorsak zaten her şey bitmiş demektir.
Zehra5 yıl önce
Şimdi bakıyorum mesela, 23 Nisan indirim kampanyalarından başka bir şey yok. Bütün mağazalar ürün satma derdinde. Türkiye'de çocuk olmak çok zor. Bunu kendi geçmişime bakarak söylüyorum. Belli bir düzeye gelmeniz için çocukluğunuzu nasıl geçirdiğiniz, eğitiminizi nasıl aldığınız o kadar önemli ki. Bizim toplumumuz için 23 Nisan sıradan bir bayram işte. Nasıl düzeleceği konusunda fikrim var ama bu bütünüyle sosyolojik bir mesele.
Sedef5 yıl önce
"Bayramlardan bayrama hatırlanan geleceğimiz" şeklinde de olabilirdi aslında makalenin başlığı. Çocuklarımızı o kadar örseliyoruz ki... Ailede şiddet, eğitimde adaletsizlik. Birisi her gün kapısından servisle alınıyor. Öteki kilometrelerce yol katediyor bilgi edinip toplumda yer edinebilmek için. Şehirlerdekiler daha şanslı ama bu kaliteyi garantilemiyor ki. Her aşamada sorun var. İstanbul'da mesela trafikte ömür tüketiyor insanlar. Hadi biz büyüğünüz işimize gidip geliyoruz. Ama o küçücük yavrucaklar için tam bir çile.

İLGİLİ MAKALELER

İNDİRİM KATALOGLARI